12 Şubat 2009 Perşembe

Bir Yaprak Düşer Takvimden Usulca...

Her gece her gece olduğu gibi bir yaprak daha düşer takvimden. Seni içimden atışımın mı yoksa içimin senden ayrılışının bir gün daha ertesi işte. Biriken ne var bilmek ister misin içimde? Emin olki senden daha fazla biriktim sana, senin bana hissettiklerinin iki katı var içimde.
Karar veriyorum bazen o yaprakların her birini saklayıp hatıra kutuma atıp bir gün günü geldiğinde, eline her birini verip gitmeyi düşünüyorum...... üzüleceksin biliyorum üzüleceksin... seni üzemem..

11 Şubat 2009 Çarşamba

Birkaç Nota Sana…

Birkaç nota kalmış içimde, hucra bir köşede. Sana yazdığım şiirin bir tanesine nakış ettim onu usulca. Kalbimin renginden birkaç es ile bitirdim son notamı.. Şimdi Dünyanın en vazgeçilmez şarkısı oldu sanki benden sana dair. Ama sadece ben anlıyorum, onu dinledikçe seni biraz daha seviyor yaralı kalbim. Çekip gidişini yazdım, bana veda etmeyişini yazdım sonra birkaç damla göz yaşından noktasını koydum.

9 Şubat 2009 Pazartesi

Ölüm…




Düşündün mü hiç Ölüm’ü… ben düşündüm. Dokunduğunda hafif sıcak olan etlerinin çürüyüp toprakla bir olması değil inan bana; vücudunun yorgunluğu artık dinlenecek emin ol. Her şeyin bir sonu olabilir ama düşlerinin sonu yok bilmelisin.
Yaşadığını nasıl anlatırsın? Nefes alıp vermek ile mi? Koşmak, yemek, gülmek, sevişmek, acı hissetmek, yüzmek….. bunlar yaşamak değil… bunlar ölüme gelmeden önce yapılacaklar, yaşamak diye bir şey yok. Ölüm’ün saflığı korkutmasın o güzelliğini, gülüşlerini somurtmalara bırakmasın. Susuşlarını duyar gibi oldum. Korktun mu?
Ölüm? En son duymak istediğin bir şey belki de. Aklından çıkarma bence hiç.

Hüznün Vurduğu Saatler




Günlerdir dışarı çıkmadım, sadece sabahları kahvaltı yapmak için ekmek almaya gittiğim dışında ve birkaç paket sigara tabiî ki de yanında. Günlerdir odamda yalnızlığım ile berberim. Şikayet etmiyorum, bu süre içerisinde seni daha çok düşündüm ve bu süre içerisinde seni ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha anladım.
Az önce aynaya baktım; sakallarım uzamış, farkında değilim. Sanki gözlerimin altında şişlikler vardı, uyumuyordum ondan mı acaba? Baktım aynadan kendime başkasının gözü ile gördüğüm hayattan bıkmış sanki son demlerini yaşan bir insan vardı. Birkaç yaş gelirken baktım yüzüme dudaklarım sanki bir şeyler fısıldar gibi oldular. Bir avuç su ile yaşlarımı yok ettim o an gözümden..
Balkona çıktım bu sabah; güneş şehveti ile bana vuruyordu ışığını sanki, uyan dercesine. Odama çekilip tek dostumdan bir tane daha ateşledim, dumanı ile kardeş oldum. Üzerime sinen koku beni rahatsız etmiyor. Akşama kadar okuduğum kitaplarda aradım kendimi bulamadım. Birisinde ”aşk kapını çalacak mutlaka” yazıyordu. Evet haklı olduğunu anladığımda hafif bir tebessüm ile kafamı kaldırıp bana çizdiğin tabloya bakıp “evet” dedim. Sonra devam ettikçe kitaba seni yanımda gibi hissettim ve slov bir şarkıda kendimi kaybettim. Hakim olamadım göz yaşlarıma yine, her gün her gün kurumayan göz pınarlarımdan nefret eder oldum.
Bir gece daha oldu sensiz; benim için günün ilk karanlığı. Şimdi ışıkların hepsi kapalı ve kül tabağımdan yukarı çıkan dumanlar camdan sızan ay ışığı ile birleştiği saatler. Sabahı bekleyeceğim şimdi, uyurum belki kendimden geçtiğim bir anda. İyi geceler Prenses.

YENİ BİR KALP İSTİYORUM…


Bir hüzün var bu gece yine; sebebini bilmediğim bir acı ile saplanır yüreğime. Tarifsiz bir acı bu, aşkın bu kadar içimi acıtacağını düşünemezdim.
Yeni bir kalp istiyorum artık kendime, içinde hiçbir şey olmayan, artık ben istediğimi alıp içine götüreceğim. Bu acıdan kurtulmam lazım. Bir kalp istiyorum içinde hiçbir şey olmasın, ben içine en güzel sevgiyi acısız sevdayı atayım. Yapabilir miyim acaba? Bir kalp istiyorum çok mu? Yeni; saf, temiz, kirlenmemiş, yara almamış, göz yaşlarımdan ıslanmamış…. İçine seni koyar mıyım yine? Acısız olsun isterdim kalbimin, sen hayatımda yaşadığım en tatlı acısın. Bir kalbim olsun tertemiz içine senden başka bir şey koyarsam namerdim.
Tarifleri olmalı acılarımın, bilmeliyim ki sen varsın içimde ve senin sevdan yakıyor beni, yüzüm güler inan bana sen olursan içimde. Bakma gözyaşlarımın aktığına sana dair onlar, bakma dizlerimin üstüne çöktüğüme sevincimden düştüm…
Bir kalp, sadece tertemiz bir kalp istiyorum..

Bir Gece Ansızın…



Bir gece sen vardın aklımda yine her gece olduğu gibi, seni kaybedişimin ilk geceleri daha. Hava da hafiften yağmur vardı çiseliyordu gözlerimden sanki ve buğuluydu camlar. Resimlerin karşımda dururken birden yüreğim haykırıverdi bana sanki “kalk, git karşısına çık, onu sevdiğini yüzüne karşı söyle ve dudaklarına bir aşk öpücüğü kondur ve çek git bir daha çıkma karşısına” dercesine bir ses vardı….
O an kalktım oturmaktan çökmüş sandalyemden ve hemen üzerime bir şeyler alıp koşuverdim sana gelmek için hep beklediğim durağa, zaman geçmiyordu sanki, her zaman gelen otobüs o gece gelmez oldu derken geliverdi aniden, bindim tekli koltuğuma. Her seferinde ayakta giderken bu sefer bomboştu koltuklar. Cama dayadım yanağımı buğudan gözükmese de gittiğim yerler, kalbimin dur dediği yerde durup ineceğimi biliyordum. Göz yaşlarım akmak için göz bebeklerime haykırıyordu ama müsaade etmedim asla… sıkmam gerekiyordu kendimi bi süre daha. Ve senin oturduğun o köhne şehrin otobüsüne aktarma oldu sonunda fakat trafik öyle yavaştı ki çıldırmak içten değildi. Neden? Sanki senin yanına gitmemem için beni engellemek mi istiyorlardı anlayamadım. Ama ben deliler gibi seni görmek istiyordum ve eski mesajlarını okumaya başladım zamanı geçirmek için. Sonunda açıldı trafik hızlandı sana gelişim, zaman geçti her zamanki indiğim yerde indim yine. Sokaklar sanki o kadar boştu ki hiçbir yeri göremiyordum. Ezberimde kalan yollardan senin evinin yolunu tuttum, sana yaklaştıkça sanki kalbim yerinden çıkacak gibi oluyordu, bazen de korkudan geri dönmeyi düşündüm ama vazgeçme dedim her defasında, sonunda apartmanın kapınsın önündeydim adımlarım ağırlaştı merdivenleri çıkarken. Ve o kapı, aşkımın yaşadığı evin kapısı, ışığı açtım yavaşça ses çıkarmadan merdivenlerde sana neler söyleyeceğimi kendi kendime tekrarlıyordum kalbim bi heyecan içinde… Elim kapıya defalarca gidip geldi çalmak için ama yapamadım, yapamadım….. Kalbim yerinden çıkacaktı sanki. Sonunda vazgeçtim seni görmekten, tesadüfen yanımda bulunan bir kağıda “Seni Seviyorum” yazıp kapının önüne bırakıp hızlı şekilde çekip gittim kalbimden gittiğin gibi bende senin kapının önünden. Yağmur üstüme yağdı hafiften ve çekip gidişim acıttı içimi.. seni sevdiğimi bil yeter.

Bu bahar aşka hazır mı?


Bir bahar daha geldi beklide yüreğime, bir aşkın mevsimi mi yoksa bir hazanın başlangıcı mı demeli? Bu şehir ne aşklar gördü geçirdi bu ıssız, susuzluktan kuruyan damaklarından, yoksa bu şehre aşkın şehri mi demeli? Yoksa her bahar mı böyle oluyorsun?

Aşka ihtiyacı var bu kalbin inanki, her an sevilmeye, her an dokunulup incitilmeye. Ama yine gelip gidersen? Hey aşk! Sana sesleniyorum, gelip gitme artık. Kaç mevsim geçti biliyor musun? Senin umurunda mı sanki, gelip geçiyorsun ama seni beklemek nasıl bir duygu bilemezsin.. soğukta açamadım kalbimi kimseye üşütmekten korktum sanırım, sen geldin yeşerdi işte yaprakların, çiçeklerini gösterdin bana ama aşk nerde? Aşk nerde?

Bahar geldi diye sevinsem mi? Verecek misin bana aşkı ya da çiçeklerin gibi koklatacak mısın? Yine mi yanımdan gelip geçecek?

Hey bahar; yeşilin özü sende, mis kokuların kaynağı sen, aşkın mevsimi sen, hadi ver bana aşkımı…